Beştepe’yi verin Çankaya’yı alın

Zemin toprakken, çim sahaymış gibi oynarsan topu ya hezimet yaşarsın ya da bir yerini kırar ve oyun dışı kalırsın. Nerede duracağını, nerede vuracağını bileceksin. İçinde bulunduğun şartları anlamadan ve zamanın ruhunu kavramadan hareket edersen mevcut zemini de kaybedersin. Oyunu kuralına göre oynamak maharet ister. Zira ancak ahvali idrak edersen; onun ideolojik, psikolojik, sosyolojik yansımalarını hesap edebilir ve böylece bir sonraki aşamaya geçebilirsin. Aksi halde, yani hukuk yokken varmış gibi siyaset yaparsan millete değil rejime hizmet eder ve maalesef zorbalığa maruz kalırsın. Türkiye’de siyaset zordur.

Ekrem İmamoğlu normalleşmeyi tıkamasaydı, 22 Ekim’e sahip çıksaydı ve parlamenter sistem odaklı bir siyaset gütseydi bugün zindanda olmayacaktı. Zira onu oraya hapseden irade bu imkânı bulamayacaktı. Üstelik İmamoğlu bu irrasyonel adımları milletin menfaatleri bunu gerektirdiği için değil, bilakis kendi başkanlık ihtimalinin önünü açmak için attı. Yazık etti. Şu saatten sonra genel af olmadan zor gibi duruyor ama umarım bir an evvel özgürlüğüne kavuşur. Ve umarım artık gücün delegelerden veya partilerden değil milletten alındığının farkına varır.

Peki bu siyasi kurallar sadece İmamoğlu için mi geçerli? Elbette hayır. Şimdi sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’da. Bakalım bu zamana kadar her daim atılması gereken adımları atmakta, kurulması gereken ittifakları kurmakta ve milletle inatlaşmamakta mahir olan Tayyip Bey yine aynı başarıyı gösterebilecek ve gemisini batmadan limana yanaştırabilecek mi? Zira Türkiye; geçilmesi halinde telafisi mümkün olmayan acılar yaşatacak bir sınır ile, aşılması halinde tarihi birçok fırsat barındıran bir eşiğin arasında, kıldan ince kılıçtan keskin bir zeminin üzerinde sıkışmış vaziyette. Sınırı geçmesi halinde diktatörlük ötesi bir tiranlık rejimine adım atmış olacakken, eşiği aşması halinde demokratik bir düzene doğru yol alacak.

Hürriyet naraları ile gelip, despotluğu ile bezdiren siyasi partiler yuvası olan Türkiye’de; İttihat ve Terakki ile başlayan bu süreç CHP ile devam etti ve nihayetinde AK Parti ile günümüze kadar ulaştı. Bu kısır döngü; düzenin başını değiştirmekle değil, düzenin çarklarını parçalamakla son bulabilir ancak. Aksi hal, havanda su dövmekten öteye geçemez, geçemedi. Geçilse Sayın Cumhurbaşkanı geçerdi; ama bakın, kendileri çeyrek asır boyunca az gitti uz gitti dere tepe düz gitti, bir de baktık ki 12 Eylül’ün bir adım ötesine geçememiş değil mi?

Bu sebeple “Vay efendim önce Erdoğan’ı devirelim sonrası kolay” diyerek kimse kendini kandırmasın. Bir şeyi değiştirmeden önce yerine neyi koyacağınızı hesap etmezseniz, değişim devrim değil terör getirir. Muhalefetin ciddi bir kesimi eşitlik değil imtiyaz, adalet değil intikam peşinde. Tayyip Bey 25 yıldır var, öncesinde demokrasi mi vardı? Türkiye hukuk devleti miydi? İstiklal Mahkemelerinde insanlar avukatsız yargılanıp, üst mahkemeye itiraz hakkı olmadan asıldı. Koca bir coğrafya bombardımana tutuldu, binlerce yurttaş öldürüldü. Askeri darbelerin ardı arkası kesilmedi. Seçilmiş Başbakan ve bakanlar asıldı, üç gencecik fidan asıldı, olmadı bir sağdan bir soldan asıldı, yetmedi ufacık bir çocuğun yaşı büyültülüp o da asıldı. Bir keskin kalemi bir kırık gözlüğü olan yürekli nice yiğitler ve gariban binlerce yurttaş faili meçhullere kurban gitti. Partiler kapatıldı. Tüm bunlar olurken kim vardı iktidarda, Tayyip Erdoğan mı? Erdoğan düzenin kendisi değil, parçası. Mesele onu ezmek ya da ona benzemek değil; mesele onu aşmak, onu aşındırmak.

Artık Devlet Bahçeli ve MHP’nin gördüğünü diğer liderler ve CHP-AK Parti tayfası da görmeli. Kim şah çekerse çeksin millet ve siyaset pat durumunu tahkim ediyor. Siyasetçilere düşen bu hali kabul edip gereğini yapmak. Türkiye tiranlık ile demokrasi arasında keskin bir yol ayrımına geldi. Artık diktatörlük hükümet sistemi ile yönetimin hal ve şartları kalmadı. İktidarın bir kesimi bunun farkında. Ankara’da Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı, Özgür Özel’in Başbakan olduğu yarı başkanlık sistemi tartışmaları yapılıyor. Lakin bu sistem de komplikasyonlara gebe. Bu sebeple en rasyonel ve reel ihtimal net bir şekilde parlamenter sistem.

Evrime direnirseniz devrim kaçınılmaz olur. Düdüklü tencerenin basıncını artırmak sadece içindekileri haşlamaz, bir süre sonra kendisini de patlatır. Erdoğan’ı anlıyorum; boğuşmaya alışanlar, dövüşmeden duramazlar. Ama artık bitti Tayyip Bey, hayata ve insana yabancılaştınız, siyasetten uzaklaştınız. Dayanak noktanız dün milletken bugün “devlet” oldu. “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” diyen dost bildiklerinize güvenmeyin. Zira onlar, çöküşün ayak sesleri duyulduğunda gemiyi terk etmekte ve yağmaya koyulmakta düşmanlarınıza parmak ısırtırlar. Sizin adınıza vurduğunu iddia edenler size vuruyor, görmüyor musunuz? Koyun sürüsü gibi toplanan bu dalkavuklar çil yavrusu gibi de dağılırlar Sayın Cumhurbaşkanı. Güç temerküzü zihni bulanıklaştırıyor, kapıkullarınız ile milleti karıştırmayın. Sırtını millete değil size dayayanlardan başarı bekliyorsunuz ama her geçen seçim size bunun aksini ispat ediyor. AK Parti bu sebeple milyonlarca oy kaybederek %50’lerden %25’lere düştü. Ama siz hala hatada diretiyorsunuz. Bunu kendinize de millete de yapmayın artık.

İmamoğlu, milletin muhalefete olan ilgisini bizatihi kendisine yönelik bir teveccüh zannetti, yanıldı. Siz de milletin sizden uzaklaşma sebebini İmamoğlu olarak görmeyin Tayyip Bey, yanılırsınız. Millet size; sizin hakkı menfaate, hakikati yalana, halkı “devlete” kurban etmenize tepki gösteriyor. Bunu da gayet vakur bir şekilde yapıyor. Ve büyük bir sabırla sandığı bekliyor. Yani İmamoğlu’nu içeri atmakla milli iradenin istikametini değiştiremezsiniz.

Beştepe’de yıldırım olup yağmaktansa Çankaya’da gürlemek evla. Evet Tayyip Bey, Beştepe’yi verin Çankaya’yı alın. Alın ve tarihe adınızı altın harflerle yazdırın. Zira sizin kadar otoriterleştikten sonra dümeni demokrasiye kıran bir lider tarihte yok, bunu başaran ilk kişi siz olun. Evet haklısınız, on yıl önce ehli örf ile iş tutmasaydınız koltukta kalamayacaktınız. Lakin bugün dönem ve şartlar başka, artık onlarla iş tutmaya devam ederseniz koltukta kalamayacaksınız. Ya da oturduğunuz o koltuk sizi de ülkeyi de uçurumdan aşağı sürükleyecek. Tarihi bir fırsat var önümüzde. Barışa, özgürlüğe, eşitliğe, adalete ve refaha giden yol Çankaya’dan geçiyor. Hiç kimsenin kaybetmediği, herkesin kazandığı tek formül Çankaya. Türkiye yüzyılı Çankaya’dan geçiyor.

22 Ekim ile bir eşiğe, 19 Mart ile bir sınıra dayandı Türkiye. İkisi arasında beşik gibi sallanıyor ülke. “Bu geçitte ya asacaksın ya asılacaksın” diyenler kendi soygunlarını, zulümlerini örtbas etmek veya sürdürebilmek için siyaseti de ülkeyi de zehirliyorlar. Bu hali kabul edersek neticede kim kazanırsa kazansın, kim kimi asarsa assın memlekete getireceği sadece ama sadece terör ve kaos olacak. Oysa ki Devlet Bey’in başlattığı 22 Ekim süreci ise tarihi fırsatlarla bize yeni değil yepyeni bir Türkiye’nin kapılarını aralıyor. Bu Türkiye’de herkese yer var. Bu Türkiye hepimizin. Bu yüzyıl Türkiye’nin.

SON YAZILAR

Biz Ayrılamayız

Hayal etmek güzel Türkiye yüzyılını. Hayal etmek güzel hukuk devletini. Hayal etmek güzel özgürlüğü. Hayal etmek güzel eşitliği. Ve hayal

DEVAMINI OKU »