Blog
Bir Ulus Yaratmak
Siyasetin veya memuriyetin kötü fiillerinden dolayı onlardan hesap sormak elbette hak. Lakin bu hakka erişebilmek için öncelikle kendimizle ve geçmişimizle hesaplaşmamız gerekiyor. Önce bir ulus olmamız gerekiyor. Aksi halde tecrübeyle sabit olduğu üzere kutuplaşma hakkın kullanımına müsaade etmiyor. Bilakis yeni haksızlıklara sebebiyet veriyor. Şapkayı önümüze koyup, uzun uzun düşünmemiz lazım. Toplumsal kesimlerin arasına bu kalın ve uzun duvarlar nasıl örüldü? Neden bir türlü “biz” olamadık? Neden coğrafyamızın birbirinden farklı, renkli ve hünerli halklarından bir ulus yaratamadık?
Osmanlı bunu başaramadı, başaramadığı için yıkıldı; zira harekete geçmekte ve gereğini yapmakta geç kaldı. Bu tecrübenin üzerine inşa edilen Türkiye ise, o zamanın atmosferi içinde değerlendirildiğinde anlaşılabilir ama mevcut zamanın imkanları ışığında değerlendirildiğinde kabul edilebilir olmayan korku ve komplekslerden dolayı Cumhuriyet’in çatısını dar çattı. Bu çatının altında dindar Türklere ve dindar veya seküler fark etmeksizin Kürtlere yer vermedi. Dar çatılan çatı bu sebeple sık sık çatırdayınca da suçu çatıyı zorlayanlara attı. Kâh körlükten, kâh korkaklıktan; bir kerecik de olsun demediler ki bu çatı yanlış ya da yetersiz çatılmış, kabahat millette değil devlette, biz bu dar çatıyı genişletelim.
Uzun bir asrı geride bıraktık, uzunca bir yol katettik. Çok acı çektik. Ve gördük ki etnik milliyetçilik kadar Türk’e, siyasal İslamcılık kadar Müslüman’a, terör kadar Kürt’e ve Kemalizm’in laiklik anlayışı kadar seküler kesime zarar veren başkaca bir şey yok Türkiye’de. Tek bayrak, tek millet, tek devletin önündeki tek engel bu dönemi geçmiş ideolojiler. Yüzyıldır aynı güne uyanıyoruz, yeni bir güne uyanmanın vakti gelmedi mi? Artık yeni şeyler; yıkıcı değil, yapıcı şeyler söylemek lazım. Artık aynı şeyleri yapıp farklı neticeler beklemeyi bırakmamız lazım. Artık farkına varmamız lazım.
Mehmetçik zor ile silah altına alınıyor, türkülerin dilinin ezelden beri söylediği üzere imkânı olan yurttaş bedelli yapıyor. Şehitler boşuna kerpiçli evlerden çıkmıyor. Siyasetçiler ise yaşam hakkını korumadıkları vatan evlatlarının cenazeleri üzerinden hamaset yapıyor. Üstelik bu kirli “siyaseti” en çok da kendisine “milliyetçiyim” diyen kesim yapıyor. Şehitler de ölüyor, Mehmetçik’e esasen yaşarken sahip çıkmamız gerekmiyor mu? Madem Kürt halkı da Türk milletinin bir parçası, o vakit Türkistan’da Türk’e yapılmasına itiraz ettiğimiz zorbalığın Kürdistan’da Kürt’e yapılmasına da itiraz etmemiz gerekmiyor mu? Birçok halktan bir millet olabilmemizin, Türk milleti olabilmemizin önündeki en büyük engel etnik temele dayalı Türk milliyetçiliği mi yoksa PKK mı? Türk milliyetçiliğinin 100 yıl önce İngilizlerin kendisine biçtiği kefeni yırtma vakti geldi. Zira bu sorun çözülmeden Türkiye yüzyılı mümkün değil.
Müslümanlık bir ayrıcalık değil mesuliyetken, siyasal İslam’ın onu nasıl bir erozyona uğrattığını, adeta posasını çıkardığını görmemiz için daha ne yaşamamız gerekiyor? İslam’ın içini boşaltıp onu putlaştıran bu ideolojiye en önde ve yüksek sesle dur demesi gereken yurttaşlar dindarlar değil mi? Kendi adıma; çocukluğumun camilerini arıyorum, çocukluğumda gördüğüm Müslümanlığı özlüyorum. Ve soruyorum; “camileri ahır yapan” CHP mi daha çok zarar verdi Müslümanlığa yoksa camileri bir siyasi partinin propaganda makinesi haline getiren AK Parti mi? Başörtülü kardeşlerimizi okula almayan bir ahmak rektör mü daha çok soğuttu insanları dinden yoksa Çatalca müftüsü gibi müptezeller mi? İslam’da reform ya da Müslümanlıkta rönesans; ne olacağını zaman gösterecek, lakin bir şeylerin kökten değişeceği muhakkak. Zira bu sorun çözülmeden Türkiye yüzyılı mümkün değil.
Kürtlerin hak arayışı PKK ile sınırlı değil. Kürtlüğün var oluşu da PKK ile başlamıyor. Terör eylemleri en çok Kürt’ü öldürüyor. Herhangi bir ulus devlete bağlı, bağımlı olmadan gerçekleşen ve bu anlamda tarihsel bir öneme sahip Kürt modernizasyonu potansiyeli ile önümüzdeki çağa damgasını vuracakken, terör bu ihtimale darbe vuruyor. Terör, Türkiye’nin Kürtlerin de devleti olmasına engel oluyor. Çok şükür ki Abdullah Öcalan, Selahattin Demirtaş ve DEM Parti yek vücut olarak bunun bilincinde. İmralı’nın da nihayetinde buna ayak uydurduğu görülmekte. Tüm taraflar tarihi bir kırılma anında olduğumuzun farkında. Zira bu sorun çözülmeden Türkiye yüzyılı mümkün değil.
Laiklik, din karşıtlığı veya dinin yok sayılması değildir. Kemalist uygulamalar maalesef bunun aksi yönde oldu. Kemalist rejim tarafından dindar insanlar yokmuş gibi davranılarak büyük bir toplumsal fay hattı oluşturuldu. Toplum adeta ortasından ikiye bölündü. Laiklik gibi çok temel ve evrensel bir değer oldukça yanlış bir pratikle din düşmanlığı ile özdeş hale getirildi ve aslında en büyük zararı seküler yaşamın bizatihi kendisine verdi. Zira Kemalistlerin dine ve dindara yönelik sekter hal ve tavırları seküler yaşamın periferilerde hayat bulmasının önüne geçti. Sanki Müslümanlık ile sekülerlik aynı bünyede barınamaz, bir arada yaşayamaz gibi bir algıya fırsat verdi. Bu temel sorunun çözümü için CHP çaba harcıyor ama hala vitrin bazlı değişiklik ve slogan bazlı söylemin ötesine geçebilmiş değil. Normalleşme bu anlamda büyük bir fırsattı, umarım kaldığı yerden devam eder. Zira bu sorun çözülmeden Türkiye yüzyılı mümkün değil.
Sorunlar çok, sorunlar çetrefilli. Ama hiçbirisi çözülemeyecek kadar derin, aşılamayacak kadar çetin değil. Nitekim Bismillah dedik ve Devlet Bahçeli önderliğinde kutlu bir başlangıç yaptık. Sayın Bahçeli’nin 22 Ekim çıkışı, Öcalan’ın 27 Şubat ile bunu tahkim etmesi, CHP’nin bu paradigmaya karşı durmayışı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ürkekçe de olsa sürece sahip çıkması ile Çerkez, Kürt, Türk, Laz, Arap, Ermeni fark etmez Türkiye halklarından bir ulus yaratmak; Türk milleti çatısı altında, hür ve eşit yurttaşlık paydasında adil bir yaşama kavuşmak için tarihi bir fırsat yakaladık. Kürt meselesinin çözülmesi elbette bir son değil lakin nihai menzile ulaşabilmemiz için mutlak suretle aşılması gereken bir eşik. Zira bir millet, tek millet olabilmek için bir değil üç büyük barışa ihtiyacı var Türkiye’nin.
Peki bu üç büyük barışa nasıl varacağız? Ekrem İmamoğlu’nun dediği gibi “Yolumuz uzun, heyecanımız yüksek”. Lakin 2007 referandumu ile başlayan yoğun seçim ve referandum temposu, İmamoğlu’nun hukuka aykırı şekilde iptal edilen diploması ve akabinde tutuklanması ile geldiğimiz nokta bir gerçeği artık net bir şekilde göstermekte; “Godot’yu bekler” gibi demokrasiyi beklemenin, memleket sorunlarının çözümünü sandığa indirgemenin Türkiye’ye bir faydası olmadı, olmayacak. Bilakis sandık bir millet, tek millet olabilmemizin önündeki en büyük engel gibi duruyor. Zira sandık dilleri keskinleştiriyor, zihinlere hamaset zerk ediyor, kutuplaşmayı ete kemiğe büründürüyor. Nihayetinde, temel sorunları çözmeden sandığa gitmek, sorunları katmerli hale getirmekten başka bir işe yaramıyor. Toplumsal sözleşmesi olmayan bir ülkede sandıktan demokrasi çıkmıyor, bilakis demokrasi sandığa hapsediliyor.
Bu anlamda Özgür Özel’in siyasetten kaçarak sandığa sığınması ile Tayyip Erdoğan’ın siyasetten kaçarak bürokrasiye sığınması arasında bir fark yok. İkisi de çıkmaz sokak, ikisinin de millete faydası yok. Sözün özü, uzattığımız lafın kısası; 150 yıl önce başlattığımız lakin bir türlü muvaffak olamadığımız ulus yaratma tahayyülümüz için ihtiyacımız ve önceliğimiz sandık değil siyasettir. Türkiye bugün sandıkla değil siyasetle terörsüz Türkiye’ye, normalleşmeye ve parlamenter sisteme ulaşabilir.
SON YAZILAR

Başkan Babamız Ne Yapacak
Reis hazan mevsimini yaşıyor; tarzından, tavrından ve takatinden bu hal gayet net bir şekilde anlaşılıyor. Böyle bir halin vuku bulması

Kürt Siyasal Hareketine Açık Mektup
Kürt değilim, Kürtçe bilmiyorum. Ama kim olduğunuzu biliyor, ne söylediğinizi anlıyorum. Zira Kürtlükten payıma düşeni aldım ben. Kürtlüğün; bunların çok

Tatar Ramazan, Türkmen Devlet ve Kürt Abdullah
Devlete değer vermem; eğer devlet milleti hasat edilecek ekin olarak görüyorsa. Devlete değer vermem; eğer devlet milleti güdülecek koyun olarak

Biz Ayrılamayız
Hayal etmek güzel Türkiye yüzyılını. Hayal etmek güzel hukuk devletini. Hayal etmek güzel özgürlüğü. Hayal etmek güzel eşitliği. Ve hayal