Blog
Böyle barış olur mu?
Soruya peşinen yanıt vermem gerekirse eğer, olmaz. Böyle barış olmaz. Çatısı umut hakkı olanın zemini hukuk devleti olmak zorunda. Ve elbet bilirim ki hukuk devleti bir günde olmaz. Ama istikametin hukuk devleti olduğu bir günde gösterilebilir. Buna yönelik adımların atıldığını görmek, barışın toplumsallaşması, barışın devlet katından millet arasına inmesi için elzemdir. Komisyonun İmralı tutanakları tam metin olarak açıklanmak zorundadır. Halk mevcut durumu bütün gerçekliği ile görmelidir.
Bırakalım artık odadaki fili terörize etmeyi. Bu bir savaş. Ve PKK savaşı Türk milletine karşı değil devlete karşı açmıştı. Neden? Hukuksuzluktan. Peki hukuksuzluk neye dairdi? Hakkı gasp etmeye, hakikati inkâr etmeye ve halkı yok saymaya. Peki bu hal devam ediyor mu? Evet ediyor. PKK’yı Öcalan ile terbiye etmeye çalışarak, Rojava’yı hala daha terörize ederek, Başur’un hamisi gibi söylemler geliştirerek olmaz bu işler. Kürt sorunu özünde eşitlik meseledir. Eşitliği zedeleyecek her şey barışa zarar verir. Eşitlik ancak hukuk ile mümkündür. Ve hukuk arkadan gelecek bir şey değildir.
Kürtler Orta Doğu’nun belkemiği artık. Ağa, aşiret, şeyh vesaire derken onlar artık seküler anlamda Orta Doğu’nun en büyük gücü. Kürt modernizasyonu ulus devletin zehrinden ari ve hatta onun zulmüne maruz kalarak, buna direnerek gerçekleşti. Bu anlamda hem direnci hem kuvveti hem de vaat ettiği potansiyel çok büyük. Kürtler yaşanan tüm acılara rağmen Ankara’ya bakıyorken, Ankara 100 yıllık inkarda, 50 yıllık körlükte direnerek bir yere varma çabası kabul edilemez.
Cumhur İttifakı yanlış yapıyor. Abdullah Öcalan’dan hukuk ve demokrasi olmadan, buna yönelik girişimler yapmadan barış istiyor. Bunu ona dayatıyor. Onu buna zorluyor. Üstelik bunu da “pazarlık yok hamaseti” ile yapmaya, anlatmaya çalışıyor. Bu olmaz, böyle olmaz. Zorlanırsa da eğer korkarım ki 2013’den çok daha beter bir akıbet bizi bulabilir. Oysaki barışın şartlarını oluştursak barış bize gelir, kimsenin barış için bir yerlere gitmesine gerek yok. Tabii bu Öcalan’ın yok sayılması anlamına asla gelmez. Ama tüm yükü ona yükleyerek de barış gelmez. Barışın şartı hukuk ve demokrasidir. Bunlar bir anda olmaz evet. Ama defaatle söylediğim üzere zemin de istikamet de hukuk olmalıdır.
Peki iktidar yanlışta ısrar ederken CHP ne yapıyor? 22 Ekim’den, hatta 2016’dan beri yaptığını yapmaya, yani iktidarın yapıp yapmadıklarına göre hareket etmeye devam ediyor. İstikamet çizme, barışı örgütleme, hukuku tahkim etme adına lokomotif olamıyor. Bu sebeple CHP’nin adaya gitmemesi eğer bunları yapsa ve demokrasi çıtasını iktidarın on gömlek üstüne koysaydı anlaşılabilirdi. Ama hem bunu yapmayıp hem de gitmediği taktirde ne yapmış oldu CHP. Sözüm ona iktidarın arkasına takılıp ona vagon olmadı öyle mi? Gerçekten öyle mi yoksa tam tersi mi?
Barışı hukuk ve demokrasi olmadan inşa etmeye çalışırsak eğer; Cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandırmak isterken Cumhuriyet’i devletini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bırakabiliriz. Ehli örfün, ehli siyasetin milleti önemsemediğini biliyoruz. Lakin şunu unutmasınlar, kutsadıkları devlet büyük bir tehlike ve tehdit ile karşı karşıya. Kürtleri isteyen İsrail ve Suudi Arabistan pusuda bekliyor. Ve biz onların istedikleri hataları yapmakta ısrar ediyoruz.
Suriye’de federasyonu desteklemek Türkiye’nin ali menfaatleri için alternatifi olmayan yegâne tercih. Türkiye madem güçlü bir Suriye istiyor, yapması gereken tek şey Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ikilisini bir an evvel Ankara’ya davet etmek ve onları en candan şekilde karşılayarak, en güzel şekilde ağırlamak ve bunu da yedi düvele göstermek. Hakikate direnmekten ne zaman vazgeçeceğiz?
Türkiye madem İsrail’i alt etmek istiyor, Türkiye madem İran’ın düştüğü hale düşmek istemiyor, Türkiye madem güçlü bir devlet olmak istiyor, o halde derhal Kürtçe ana dilde eğitiminin yolunu açmalı ve Kürtlerin anayasal haklarını tanımalı. Tabii bunları yaparken hukuk temelinde yapmalı; onlara özgü değil, geniş bir hukuksal dönüşümün parçası olarak. Kürtler Türkiye’ye bakarken, Türkiye de en az onlar kadar Kürtlere bakmalı. Kibre, korkuya, komplekse yenik düşecek zaman değil.
İngilizler Magna Carta’da bundan tam 810 yıl evvel demişler ki insanları kanunsuz tutuklayamazsın. Onlar bunu 1215’de söylemiş ama biz sene 2025 olmuş hala daha buna aykırı davranıyor ve bunu yaparken de güçlü devlet hayali kuruyoruz. Yetmiyor birde bu ayıbı büyük bir pişkinlikle olağan hale getirmeye çalışıyoruz. Adaletin tecelli etmesini sağlayacak erk olan yargıyı adaleti katletmenin aracı olarak kullanıyoruz. Hukuk Türkiye’de dün de yoktu bugün de yok. Peki yarın? Evet, Türkiye yüzyılı benim gibi milyonların hayali ama böyle gelmez, böyle olmaz bu yüzyıl.
Bir siyasi partinin veya bir ittifakın çıkarları ile ülkenin çıkarları aynı şey değildir. Artık işler tehlikeli bir boyuta varıyor. Yaydan çıkan ok hedefe gitmekten, gemilerin yakıldığı yer ise limana varmaktan oldukça uzak. Kuşu yakalamak istiyorsak eğer tarlamıza darı serpmemiz kâfi, bunu yapmamız halinde kuş gelir, endişeye mahal yok. Ama yok, bunun yerine hala daha atlayıp zıplayarak, uçup kaçarak kuşu yakalamaya çalışırsak eğer hem komik duruma düşeriz hem de devlete ve millete zarar veririz. Zaman giderek daralıyor! Hukuk, hukuk ve hukuk.
Etiketler
SON YAZILAR

Başkan Babamız Ne Yapacak
Reis hazan mevsimini yaşıyor; tarzından, tavrından ve takatinden bu hal gayet net bir şekilde anlaşılıyor. Böyle bir halin vuku bulması

Kürt Siyasal Hareketine Açık Mektup
Kürt değilim, Kürtçe bilmiyorum. Ama kim olduğunuzu biliyor, ne söylediğinizi anlıyorum. Zira Kürtlükten payıma düşeni aldım ben. Kürtlüğün; bunların çok

Tatar Ramazan, Türkmen Devlet ve Kürt Abdullah
Devlete değer vermem; eğer devlet milleti hasat edilecek ekin olarak görüyorsa. Devlete değer vermem; eğer devlet milleti güdülecek koyun olarak

Biz Ayrılamayız
Hayal etmek güzel Türkiye yüzyılını. Hayal etmek güzel hukuk devletini. Hayal etmek güzel özgürlüğü. Hayal etmek güzel eşitliği. Ve hayal