TÜSİAD’ın Turanı

Eski Türkiye yokmuş, Tayyip Bey böyle söylüyor. Heyhat destur, haddimizi de bilecekmişiz. Eyvallah Reis, hamdolsun Allah’a haddi aşmamaya gayret ediyoruz. Lakin Sayın Cumhurbaşkanım, kendinizi kandırmayı bırakın artık; ambalaj farklı belki ama paket aynı paket, Türkiye aynı Türkiye. Bu hikâyede değişen de eskiyen de Türkiye değil, sizsiniz.

Ve bilmem farkında mısınız? Statükocular ayağınızın altındaki halıyı çekiyorlar, Tayyip Bey. Bu gözaltı ve tutuklama dalgaları genel af için zemin hazırlamak gayesiyle yapılmıyorsa eğer, bilesiniz ki operasyonların hedefi doğrudan sizsiniz.

Malum son olarak TÜSİAD Başkanı Orhan Turan gözaltına alındı. Dürüst olmak gerekirse içinde bulunduğu kurumun geleneksel tavrına zıt, oldukça farklı bir duruş gösteriyor Orhan Bey. Duruş diyorum çünkü TÜSİAD’ın kurumsal olarak yeni bir perspektif geliştirdiğini görmüyorum. Üyelerin genelinin Turan ile aynı duruşa sahip olduğu kanaatinde değilim. Bu sebeple TÜSİAD’ın Turan’ın yanında duracağını da zannetmiyorum.

Zira bu memlekette küçük istisnalar hariç “burjuvazinin” hikâyesi malum; kamulaştırarak, özelleştirerek, yap-işlet-devret ile zengin etme, zengin olma, zenginleşme hâli. Devletten alınan ihaleler ile zengin olup, vergi afları ile köşeyi dönme, ülkenin dönemsel değil yapısal bir sorunu maalesef. Kısacası sermaye sınıfının, ehli örf ile ittifak ederek; devleti, yani kamuyu, yani milleti soyması kirli ve kadim bir gelenek bu topraklarda. Talan ve yağma düzenidir bu, sermaye her daim vesayete hizmet ederek semirmiştir.

Nitekim hâlihazırda da küçük bir azınlık aşırı zenginleşmişken, milletin geneli ayakta kalma mücadelesi veriyor. İktidar bizimle eğleniyor. İsmet Paşa döneminde de bir yandan karne ile ekmek alınırken, diğer yandan milyonerler türüyordu. Dönem farklı olsa da düzen aynı düzen; bir yanda ihtişam, diğer yanda sefalet. Türkiye ekonomisi büyüyor ama halkın cebi küçülüyor. Tayyip Bey sizin iktidarınızda TÜSİAD üyelerinin mi alım gücü yükseldi yoksa milletin mi? Nice koçlar sizin zamanınızda tosun olmadı mı? Silivri soğuk ama milletin cebi daha soğuk, Sayın Cumhurbaşkanım.

Rejimin bir eli milletin ensesinde, öbür eli milletin cebinde. Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Dünün beşli çetelerini onore edip, bugünün beşli çetelerine itiraz edenler ile dünün beşli çetelerine hakaret edip, bugünün beşli çetelerine ses etmeyenler arasında pek de bir fark yok. Her iki kesim de hak değil menfaat peşinde. İmtiyazlarını korumak için hakka, hakikate, halka sırtını dönen asalak burjuvazi, devlet burjuvazisi var Türkiye’de. Ve TÜSİAD bu kesimin en büyük temsilcisi.

Küçük bir azınlığın refahı için koca bir toplumun sefaletine göz yuman bir düzen bu. Sermayesi de siyasetçisi de aydını da komprador ve birbirleriyle ittifak içerisinde. Cumhurbaşkanı da buna kızıyor. Haksız mı Tayyip Bey ey TÜSİAD? Ne istediniz de vermedi? Biriniz bin olmadı mı onun iktidarında?

Bir şeyin yerel olması millî olduğu anlamına gelmiyor. Eşit olmayanları kanunlarla eşitlemek ise eşitsizliğin yasalaşması, kurumsallaşması, tescillenmesinden başka bir anlam ifade etmiyor. Millet kıt kanaat ayakta kalmaya gayret ediyor ve sessizce sandığı bekliyor, bu anlamda destan yazıyor.

İşte Orhan Turan bilerek veya bilmeyerek bu düzene itiraz etti. Kendisi gayet refah dolu bir yaşam sürerken taşın altına elini koydu, sorumluluk aldı ve kendi menfaatini değil milletin hakkını gözetti; hakikati söyledi, halk ile beraber oldu. Sayın Turan sermayenin bu topraklardaki 200 yıllık hikâyesine aksi yönde bir duruş gösterdi. Tabii bunda kaşarlanmış sermaye kesiminden olmamasının da etkisi var muhtemelen. Dayanabilecek mi? Göreceğiz. Kimse ondan kahramanlık beklemiyor, milletin buna ihtiyacı da yok. Ama bu duruşun kurumsallaşmasına ihtiyacımız var.

Sayın Erdoğan haklı olarak isyan ediyor. Düne kadar sadece iktidarı temsil ediyordu ve eleştiriyordunuz ama artık rejimin en önemli parçası ve hatta kendisi oldu Tayyip Bey. O hâlde bu “hadsizlik” neyin nesi demesi gayet normal. Ve Sayın Cumhurbaşkanı doğal olarak Leyla Hanım’ın “feminist” çıkışını, Güler Hanım’ın “inancını” ve Ali Bey’in “teşekkürlerini” tüm sermaye kesiminden bekliyor. Haklı.

Çanlar kimin için çalıyor? Sanıldığı üzere Ekrem İmamoğlu için mi yoksa bir başkası için mi? Tayyip Bey’in en büyük mahareti gelmekte olanı görüp ona göre konum alması, müttefiklerini hâl ve şartlara göre değiştirebilmesi ve ittifaklarını zamanın ruhuna göre uyarlayabilmesi idi. Ama artık bu esnekliği onda göremiyoruz. Neden?

Sayın Cumhurbaşkanım düşmanı uzakta aramamalı; belli ki çok yakınındaki birileri onu gelmekte olana, kaçınılmaz olana karşı direnç koymaya itiyor. Üstelik o birileri bir yandan İmamoğlu’nun önünü açmaya çalışırken, Erdoğan’ı da çevresindeki kof kalabalıkla aldatıp yalnızlaştırıyor. Siyaset fokur fokur kaynıyor.

Velhasıl kelam, biz Türklerde Turancılık ülküsü vardır. Tüm Türklerin birleşmesini arzu ederiz. Orhan Turan da bir nevi böyle bir niyeti ortaya koydu; sermaye sınıfı ile halkı birleştirebilmek, en azından barıştırabilmek adına bir hamle yaptı. Pek tabii her zaman olduğu gibi bu sefer de halkın hakkını savunmanın bedeli olacaktır. TÜSİAD için büyük şans Orhan Bey.

Bir şeyler değişti, çok şeyler değişecek. Türkiye yüzyılı doğum sancısı yaşıyor. Çürümüşlüğünü çeşitli makyajlarla örten ve kendisine “yeni” diyen ne varsa bir günde maskesi düşüyor, eskiyiveriyor. Kim bilir belki sermaye sınıfı da gelmekte olanı görüyor.

Tarihî günlerden geçiyoruz. 22 Ekim çıkışı ile rejim ağır bir darbe aldı. Akabinde Kürtlerin buna tüm aktörleri ile ve tam tekmil desteği bütün sütunları salladı. Orhan Turan’ın çıkışı ise bir dev sütunu daha çatlattı. 18 Şubat’ta rejim bir bileşeninden daha darbe yedi. 22 Ekim gibi büyük bir çıkış değil elbet ama sembolik anlamı en az onun kadar fazla.

SON YAZILAR

Biz Ayrılamayız

Hayal etmek güzel Türkiye yüzyılını. Hayal etmek güzel hukuk devletini. Hayal etmek güzel özgürlüğü. Hayal etmek güzel eşitliği. Ve hayal

DEVAMINI OKU »